İmralı Kapalı Cezaevi, Ağırlaştırılmış Tecrit ve İzolasyon İddialarını Araştırma İnceleme Raporu

BAŞVURU KONUSU

İmralı Kapalı Tip Cezaevi’ nde tek başına ve tecrit ve izolasyon koşullarında tutulan Abdullah Öcalan’ ın ailesi ve avukatları, müteaddit defalar Derneğimiz Genel Merkezine yaptıkları sözlü ve yazılı başvurularda çeşitli yakınmalarda bulunmuşlardır.

Yakınıcılar, Öcalan’ ın kardeşleri Mehmet Öcalan, Havva Keser ve Fatma Öcalan ile vekilleri Asrın Hukuk Bürosu avukatları, yakınma içeriğinde, 27 Kasım 2002 tarihinden bu yana Öcalan’ la görüştürülmediklerini, haftada bir kez ve Çarşamba gününe denk gelen görüş haklarının engellendiğini, her defasında gerçekle bağdaşmayan hava muhalefetinin gerekçe gösterildiğini, 9 haftadır (70 gündür) görüştürülmediklerini, Öcalan’ ın yaşam hakkının ve işkence ve gayri insani muamele yasağı hakkının ihlal edildiğinden ciddi kaygı duyduklarını belirterek girişimlerde bulunulmasını talep etmişlerdir.

HEYETİN OLUŞUMU
Başvurucuların yakınma konusu ve konunun aciliyetinden hareketle İHD Genel Başkanı Hüsnü Öndül başkanlığında, Genel Başkan Yardımcıları Reyhan Yalçındağ ve Eren Keskin, Bursa Şube Başkanı ve GYK üyesi Ayşe Batumlu, GYK üyesi ve Marmara Bölge Temsilcisi Doğan Genç, GYK üyeleri Gülseren Yoleri ve Kamber Erkoçak ile İstanbul Şube Başkanı Kiraz Biçici’ nin katılımıyla yakınma konusunu Araştırma ve İnceleme Heyeti oluşturulmuştur.

AMAÇ
İnsan Hakları Heyeti, Abdullah Öcalan’ ın 27 Kasım 2002 tarihinden bu yana -toplam 70 gün- ailesi ve avukatları ile görüştürülmemesiyle ilgili yakınmaları ve bunun nedenlerini araştırmak, İmralı Adasına gidiş koşulları, avukatların ve ailenin maruz kaldığı uygulamalar, savunma ve görüş hakkının engellenmesi, yetkililerin gerçekleşen ihlaller karşısındaki tutumları konusunda araştırmalarda bulunmak.

Sonuçları ilgili ulusal ve uluslar arası mekanizmalara bildirmek, var ise ihlallerin sonlandırılması için girişimlerde bulunmak. Bu amaçla, 05.02.2003 tarihinde İmralı Kapalı Tip Cezaevine gidişin tek noktası olan Gemlik Jandarma İrtibat Bürosuna ve yetkili savcılık olan Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına yakınma konularıyla ilgili gözlem, araştırma, inceleme ve görüşmelerde bulunulmuştur.

HEYETİN YAPTIĞI GÖRÜŞMELER

I. BAŞVURUCU AİLE İLE YAPILAN GÖRÜŞMELER
1. Fatma Öcalan: Abdullah Öcalan’ ın kızkardeşi Fatma Öcalan ile yapılan görüşmeler sonucunda şu aktarımlarda bulunmuştur: “Ağabeyim Abdullah Öcalan ile görüşme izni verilen aile üyeleri, sadece birinci dereceden yakınları olduğumuz için ben, kız kardeşim Fatma Keser ve ağabeyim Mehmet Öcalan’ dır. Oysa ki diğer ikinci ve üçüncü dereceden akrabalarının da kendisiyle görüşme hakkı olmasına rağmen bugüne kadar bu hak tanınmamaktadır. Ağabeyimin Türkiye’ ye getirildiği günden bugüne kadar müteaddit defalar hava muhalefeti gerekçesiyle geri çevrilip görüşemeden geri döndüğümüz oluyordu. Görüşmenin sağlanmadığı günlerde gerçekleştiremediğimiz görüşmenin hava muhalefetinin olmadığı bir güne ertelenmesi yönündeki talebimize bugüne kadar olumlu herhangi bir yanıt alamadık. Ancak en son 13 Kasım 2002 tarihinde ağabeyim ile görüşme gerçekleştirebildim, o tarihten bu yana müteaddit defalar kendisini ziyaret talebinde bulunduğumuz halde görüşemedik. Aynı şekilde diğer tutuklu ve hükümlülere bayramlarda ve benzeri özel günlerde tanınan açık görüş hakkı bize tanınmış değildir; açık görüş sağlanamazsa dahi özel günlerde kapalı görüş hakkımız da tanınmamaktadır. Kendisinin yaşadığına dair herhangi bir emare mevcut değildir; telefon ve mektupla haberleşme imkanımız da gerçekleşememektedir. Sağlığından oldukça endişe etmekteyiz.”

2. Mehmet Öcalan: Abdullah Öcalan’ ın kardeşi Mehmet Öcalan ile yapılan görüşmeler sonucunda şu aktarımlarda bulunmuştur: “Ağabeyim Abdullah Öcalan ile sadece birinci dereceden yakınları olan ben ve kızkardeşlerim Havva Keser ve Fatma Öcalan ile görüşebilmekteyiz. Bununla birlikte kendisiyle aynı yasal statüde bulunan diğer tutuklu ve hükümlülere tanınan bayram ve benzeri özel günlerde açık görüş hakkı, telefon ve mektup hakkı bugüne kadar bize tanınmamış olup, bu hakkımızın sağlanması yönündeki taleplerimize herhangi bir olumlu yanıt verilmemiştir. Ayrıca kızkardeşlerim çok az Türkçe bilmektedirler ve kendilerini sadece Kürtçe ifade edebilmektedirler. Görüş anında zaman zaman Kürtçe ifade etmeye yeltendiklerinde orada bulunan görevliler hemen konuşmalara müdahale etmekte ve Kürtçe konuştukları durumda derhal ziyaretin sonlandırılacağını belirtmektedirler. Ağabeyimle en son 27 Kasım 2002 tarihinde görüşebildim, zaten o tarihten bu yana avukatları ya da bizden biri herhangi bir görüşme gerçekleştirememişlerdir. Daha önceden de kendisinin Türkiye’ ye getirildiği ve İmralı Cezaevinde tutulduğu 15 Şubat 1999 tarihinden bu yana haftada bir Çarşamba günleri gerçekleştirebildiğimiz görüş hakkımız, zaman zaman hava muhalefeti gerekçe gösterilerek ve bizi taşıyan İmralı-9 kosterinin hava muhalefetine elverişli olmadığı belirtilerek engellenmekteydi. Böylesi durumlarda kaybettiğimiz görüş hakkının başka bir güne ertelenmesi ya da daha uygun bir araçla sağlanması yönündeki taleplerimize bugüne kadar hiçbir yanıt verilmedi. Zaten İmralı-9 kosteri, her koşulda güvenli bir araç değildir. Dalga boyu seviyesi yükseldiğinde tehlikeli anlar geçirdiğimiz de olmuştur. Ancak sırf ağabeyimi görebilmek adına biz bugüne kadar bu durumu bilerek gündeme getirmedik, yeri geldiği için aktarmayı uygun buluyorum. Bu aracın ziyaretler için uygun bir araç olmadığı açıktır ve bize Adaya gidişlerimizi için daha uygun bir deniz aracı tahsis edilmelidir. 27 Kasım 2002 tarihinden bu yana yani bugün itibariyle onuncu haftadır her Çarşamba kendisini ziyaret etmek üzere başvurmaktayız ancak bize lodos olduğundan gidemeyeceğimiz söylenmektedir. Bunun üzerine biz de ya havanın fırtınalı olmadığı bir gün ziyaretimizin gerçekleşmesini ya da ücretini kendimizin ödemesi mukabilinde daha elverişli bir deniz aracıyla gitmeyi talep ettik. Ancak taleplerimize hiçbir yanıt verilmedi. En azından yasal olan telefonla konuşma hakkımızı yerine getirebilirlerdi ancak bu da yapılmadı. Kızkardeşlerimin çok ciddi sağlık problemleri vardır, her defasında kendisini ziyaret edebilmek umuduyla sağlıklarını tehlikeye atmaktadırlar. Bu anlamda aile olarak ciddi mağduriyetimiz söz konusudur. 10 haftadan bu yana kendisiyle görüşemedik ve yaşayıp yaşamadığını dahi bilmiyoruz. Yaşamıyla ilgili çok ciddi endişelerimiz mevcuttur.”

3. Havva Keser: Abdullah Öcalan’ ın ablası Havva Keser ile yapılan görüşmeler sonucunda: “Kardeşim Abdullah Öcalan ile bugüne kadar aileden sadece ben, kızkardeşim Fatma Öcalan ve erkek kardeşim Mehmet Öcalan görüşebiliyorduk. Onun dışındaki aile fertleri ile herhangi bir görüşme sağlanamamıştır. Görüş anlarında ben kendim çok iyi Türkçe bilmediğim için izin vermedikleri halde gayri ihtiyari olarak kendimi zaman zaman Kürtçe ifade etmeye çalışıyordum ancak buna hiçbir zaman izin vermediler ve görüşü hemen kesecekleri şeklinde tehdit ediyorlardı. Bu anlamda zaten psikolojik olarak olumsuz koşullar altında geçen görüş hakkımızı sırf kendisini görmek ve sağlığı konusunda emin olabilmek için sürdürme kararlılığındayız. Ancak en son 13 Kasım 2002 tarihinde ağabeyim ile görüşme gerçekleştirebildim, o tarihten bu yana müteaddit defalar kendisini ziyaret talebinde bulunduğumuz halde görüşemedim. Daha önceden de zaman zaman hava muhalefeti gerekçesiyle geri çevrilip görüşemeden geri döndüğümüz oluyordu. Görüşmenin sağlanmadığı günlerde ziyaretimizin hava koşullarının uygun olduğu bir güne ertelenmesi ya da ücretinin tarafımızdan sağlanması karşılığında başka bir araç tahsis edilmesi yönündeki talebimize bugüne kadar olumlu herhangi bir yanıt alamadık. Sağlığıyla ilgili ciddi endişelerimiz mevcuttur ” şeklinde beyanlarda bulunmuştur.

II. ASRIN HUKUK BÜROSU AVUKATLARI İLE YAPILAN GÖRÜŞMELER
1. Av.Aysel Tuğluk: Abdullah Öcalan’ ın avukatlarından Aysel Tuğluk, heyetimize şu bilgileri vermiştir: “Müvekkil, Türkiye’ ye getirildiği 15.02.1999 tarihinden bu yana gözaltı süresi dahil İmralı Adasında tutulmuş, tutukluluk tarihinden bu yana da İmralı Cezaevinde tek başına tutulmaktadır. Müvekkil hakkında Ankara 2 No’lu DGM tarafından verilen 1999/21 Esas ve 1999/73 Karar sayılı karar ile hükümlü bulunmaktadır. Bunun dışında müvekkilin Ankara 8 No’lu Ağır Ceza Mahkemesi’ nde 99/242 Esas no üzerinden, Atina Ağır Ceza Mahkemesi’ nde devam eden ve ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Birinci Dairede 99/46221 başvuru no üzerinden devam eden üç ayrı dosyası bulunmaktadır. Müvekkil ile 12 Ocak 2000 tarihine kadar Salı ve Perşembe günleri olmak üzere ikişer saat süreyle görüşme imkanı bulabiliyorduk. Ancak bu tarihten sonra görüş günleri Çarşamba günleri seçilerek haftada bir gün ve bir saatle sınırlandırıldı. Bu süre sınırlandırılmasıyla ilgili tarafımıza hiçbir yasal dayanak ve gerekçe iletilmedi. Müvekkil ile görüşmelerimiz zaman zaman hava muhalefeti gerekçe gösterilerek gerçekleşmedi. Gerçekleşmeyen ziyaretlerin başka bir güne aktarılarak ya da duruşmalar esnasında kullanılan ve olumsuz hava koşullarında da Adaya ulaşabilen İmralı-10 aracıyla yerine getirilmesini müteaddit defalar talep etmemize rağmen bu talebimiz kabul görmedi. “Hava muhalefeti” gerekçe gösterilerek son aylarda müvekkil ile görüşmelerimize ciddi kısıtlamalar getirildi. Müvekkil ile görüşebildiğimiz dönemlerde, kendisine savunmalarımızla ilgili yazılı belge ve doküman verilmesi yasaklanmış durumdadır. Yapılan bilgilendirmeler, görüşmeler ve dava dosyalarının içeriğine ilişkin tutulan ve diğer avukatlara ortak savunma sunabilmemiz için aktarmamız gereken yazılı notlar görüşmeden sonra bize verilmemekte ve cezaevindeki görevliler tarafından hemen bizden alınmakta ve çıkış işlemlerinin yapıldığı Gemlik Jandarma İrtibat Bürosu Komutanlığında bize geri verilmekteydi. Ancak 13 Şubat 2002 tarihi ve sonrasında yaptığımız görüşmelerde biz avukatların tuttuğumuz el yazısı dokümanlarımız ya eksik olarak geri verilmekte ya da tamamen alıkonulmaktadır. Bu konuda gerek savcılık, gerek cezaevi idaresi ve gerekse de askeri görevlilere yaptığımız yazılı ve sözlü başvurularımız yanıtsız bırakılmıştır. Bu durum, yasalara aykırı olarak görüşmelerin gizliliği esasının ihlal edildiğini göstermektedir. Son olarak da 27 Kasım 2002 tarihinden bu yana da müvekkilimizle görüştürülmedik. Hava muhalefetinin gerekçe gösterildiği durumlarda ise uygun araçların tahsis edilerek ulaşımın sağlanabileceğini ya da hava koşullarının uygun olduğu (Çarşamba günleri dışındaki) bir günde gerçekleşebileceğini belirtmemize rağmen bu taleplerimize herhangi bir karşılık alamadık. Kaldı ki müvekkil ile aynı yasal statüde bulunan tutuklu ve hükümlülere tanınan ailesi ve avukatlarıyla telefonla haberleşme hakkı da tanınmamıştır. Yukarıda belirttiğim ve devam eden davalardan dolayı müvekkilin ve tarafımızın savunma hakkı ciddi biçimde ihlal edilmektedir. Müvekkil üzerinde devam eden tecrit ve izolasyon durumu bu son uygulamalarla en ağırlaştırılmış hale dönüşmüştür. Müvekkilimizin yaşamıyla ilgili ciddi kaygılarımız mevcuttur.”

2. Av.İrfan Dündar: Abdullah Öcalan’ ın avukatlarından İrfan Dündar, heyetimize şu bilgileri aktarmıştır: “Müvekkil ile tutulduğu tarih olan 15 Şubat 1999′ dan bu yana zaman zaman hava muhalefeti gerekçe gösterilerek görüşemeyebiliyorduk. Ancak bu durum 2002′ nin yaz aylarından itibaren giderek artan bir seyir izledi. En son olarak da 27 Kasım 2002 tarihinden bu yana kendisiyle görüştürülmedik. Gerekçe olarak hava muhalefeti gösterilmesine rağmen bilindiği üzere Adada sayıları binleri bulan güvenlik görevlileri, cezaevi müdürü ve sivil personeli yaşamakta ve gerek bunların ihtiyaçlarının giderimi gerekse de görevlilerin geliş gidişleri için kullanılan ve günümüz teknolojisine uygun, her çeşit hava koşullarında ulaşımı sağlayabilen deniz araçları mevcuttur ve görevliler de bu elverişli araçlarla Adaya ulaşım sağlayabilmektedirler. Ayrıca yine Çarşamba günleri dışında bir gün tayin edilerek havanın uygun olduğu bir gün gitmemizi talep etmemize rağmen bu taleplerimiz reddedilmektedir. Meteorolojik bilgiler bize koşulların uygun olduğunu söylediğinde dahi yine hava koşullarının elverişsizliği gerekçe gösterilmektedir. Son 10 hafta içerisinde sadece bir defa, 29.01.2003 tarihinde, Adaya doğru İmralı 9 aracıyla hareket halindeyken dalga boyunun aşırı yükselmesi nedeniyle geri döndük; onun dışındaki diğer 9 defaki girişimlerimizde hiçbir şekilde yola da çıkartılmadık. 29 Ocak 2003′ de geri döndükten sonra bizlere hava koşullarının uygun olmadığı gerekçesiyle bir tutanak imzalatıldı ancak bu tutanak sanki tüm gidişlerimizde imzalatılmış gibi gösterilerek ve “avukatlar da hava koşullarının uygun olmadığını kabul ettiler” denilerek bir bahane yaratılmakta ve gerçekleri ters yüz etme gerçekleştirilmektedir. Müvekkilin savunma ve diğer yasal hakları tamamen ihlal edilmektedir. Müvekkil, tutukluluk tarihinden bu yana yani dört yıldır tek başına tutulmakta ve en ağır tecrit ve izolasyon koşulları uygulanmaktadır. TV verilmesi talebinde defalarca bulunmamıza rağmen bu yasal hakkı tanınmamış durumdadır. Ayrıca kendisiyle görüştüğümüz zamanlarda kendisine ulaşamadığımız zamanların gazetelerini götürüyorduk ancak bunlardan sadece birkaçının verildiğini, son dönemlerde bu sayının bire indirildiğini biliyoruz. Aynı şekilde götürülen kitapların tamamı kendisine verilmemekte, bu konuda da cezaevi idaresi son derece keyfi bir tutum sergilemektedir. Kendisiyle aynı yasal statüde bulunan tutuklu ve hükümlülere tanınan haklardan yararlanamamakta; mektup ve telefon hakkı tanınmamakta ve haberleşme hakkı tamamen ihlal edilmektedir. Yine bayram ve benzeri özel günlerde ailesi ile ne açık ne de kapalı görüş gerçekleştirememektedir. Müvekkilin halen Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Atina Ağır Ceza Mahkemesi ve AİHM’ de devam eden davaları vardır. Bu durumda kendisinin ve vekilleri olan bizlerin savunma hakkı en ağırlaştırılmış biçimiyle ihlal edilmektedir. Kendisiyle en son görüştüğümüz 27 Kasım 2002′ den bu yana herhangi bir haber alamadığımızdan dolayı ciddi kaygılarımız mevcuttur. Bu kaygılarımızdan ve ihlal edilen yasal haklarımızdan dolayı Adalet Bakanlığı, İnsan Haklarından Sorumlu Başbakan Yardımcılığı, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu ve Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü nezdinde yaptığımız yazılı ve sözlü girişimlerimizin hiçbiri sonuç vermemektedir.”

3. Av.Bekir Kaya: Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Bekir Kaya, heyetimize şu bilgileri vermiştir: “Müvekkilin tutuklu bulunduğu günden bu yana kendisi ile görüşebilecek avukat sayısı azami 4 ile sınırlandırılmış durumdadır. Bizler, görüşebildiğimiz dönemlerde bazen üç bazen de dört meslektaşımla birlikte görüşmeleri sağlıyorduk. Müvekkil ile en son 27 Kasım 2002 tarihinde gerçekleşen görüşmeden bu yana kardeşlerinin ve biz vekillerinin her Çarşamba günü Adaya ulaşılan ilk güzergah olan Gemlik Jandarma Karakoluna gitmemize ve müvekkil ile görüşme talebinde bulunmamıza rağmen bize hava koşullarının uygun olmadığı gerekçe gösterilerek gidemeyeceğimiz söylenmektedir. Oysa Meteoroloji Müdürlüğünü telefonla aradığımızda dalga boyu yüksekliğinin uygun olduğunun söylendiği zamanlarda da bize hava muhalefeti gerekçe gösterilmektedir. Yetkili makamların bu konuda ileri sürdükleri gerekçeler tamamen mesnetsizdir. Nitekim Bursa Cumhuriyet Başsavcı Vekili Cemil Kuyu da bize 1999 yılında gerçekleşen bazı yazışma örneklerini göstermiş ve bu yazışmalarda İmralı 9 kosterinin dalga boyunun 5′ i aşması durumunda tehlikeli olduğu ve Adaya gidemeyeceğinin yazılı olduğunu gördük. Ancak zaman zaman dalga boyunun 5’i aştığı durumlarda da Adaya gidildiği göz önünde bulundurulduğunda avukatların ve kosterde bulunan diğer kimselerin can güvenliğinin hiçe sayıldığı anlaşılmaktadır. Müvekkilin iç ve uluslararası hukukta devam eden davaları bulunmaktadır ve kendisini ziyaret edip dava dosyaları hakkında iletişim kuramamamızdan kaynaklı savunma hakkı ihlal edilmektedir. Aynı şekilde alternatif araçlar sağlanmadığından ve telefon hakkı da tanınmadığından bugüne kadar kendisinden haber alamamış olmamızdan dolayı ciddi kaygılarımız mevcuttur.”

III. RESMİ MAKAMLAR İLE YAPILAN GÖRÜŞMELER
Heyetimiz, 05.02.2003 tarihinde avukatların ve aile fertlerinin İmralı Adasına gitmek üzere başvurdukları yer olan Gemlik Jandarma İrtibat Bürosu’ na gitmiş ve orada bir süre avukatlara ve aileye uygulanan muamelelere tanıklık etmiştir. Heyet, daha sonra Gemlik Jandarma İrtibat Bürosu Komutanı ve Bursa Cumhuriyet Başsavcısı Emin Özler ile görüşmüştür.

1. Gemlik Jandarma İrtibat Bürosu Komutanı : İnsan Hakları Heyeti, sabah saat 08.20′ de Gemlik Jandarma İrtibat Bürosu’ na giderek heyeti tanıtarak bulunma gerekçelerini İrtibat Bürosu yetkililerine ayrıntılı bir şekilde aktarmıştır. Heyet üyeleri Gemlik Jandarma İrtibat Bürosu Komutanına yakınma konularını aktarmış ve heyetin ziyaretlerin gerçekleşmeme nedenleri, başka araçlarla bu hakkın telafisinin olanaklı olup olmadığı, hava muhalefetine elverişli başka bir deniz aracının neden tahsis edilmediği, vb. hakkındaki soruları Komutan tarafından yanıtsız bırakılmıştır. Heyet üyeleri görüşme talebi esnasında içeri alınmayarak dışarıda bekletilmiştir. Görüşmeler yapıldığı anda basın mensuplarının görüntü almamaları yönünde jandarma görevlileri tarafından uyarıldıkları gözlemlemiştir.

2. Bursa Cumhuriyet Başsavcısı Emin Özler : Jandarma Komutanın heyet üyelerine yöneltilen soruların hiçbirine yanıt vermemesi üzerine heyet üyeleri Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına giderek görüşme talebinde bulunmuştur. Başsavcı Özler ile yaklaşık bir saat boyunca süren görüşmesinde;

  • İnsan Hakları Heyeti, geliş nedenini ve Öcalan’ ın ailesi ve avukatlarının yaptığı başvuruyu aktararak İmralı Cezaevine neden son on haftadır gidilemediğini aktarmıştır. Başsavcı Özler, dışarıda lodosun olduğunu ve daha önceki haftalarda da tıpkı aynı gün olduğu gibi hava koşullarının uygun olmamasından dolayı gidilemediğini belirtmiştir.
  • Özler, heyete, İmralı 9 aracının dalga boyu 4 metreye kadar gidebildiğini ve İmralı 10 aracının ise 7 metreye kadar yol alabildiğini belirttikten sonra heyetin neden dolayı İmralı 10 aracının tahsis edilmediği sorusunu yanıtsız bırakmıştır.
  • Heyet, Özler’ den, İmralı 9 aracının hava koşullarına dayanıksız olduğunu öğrendikten sonra araçta bulunan avukatların, aile fertlerinin, kaptanın ve güvenlik görevlilerinin yaşamlarının tehdit edilmesi anlamına geldiğini ve İHD’ nin yaşam hakkının korunmasına yönelik yüksek duyarlılığı anlatılmış ve bu nedenle daha güvenli ve her türlü hava koşullarına elverişli bir aracın temin edilmesi gerekliliğini vurgulamıştır. Buna karşılık olarak Özler, farklı bir aracın tahsisi için Adalet Bakanlığı’ na yazı yazdıklarını ancak henüz yanıt almadıkları gibi ne zaman temin edileceğini de bilmediğini aktarmıştır.
  • Heyet, İmralı Adasında binlerce güvenlik görevlisinin ve cezaevi personelinin Adaya ulaşımını sağlayan ve yeme-içme-ısınma gibi çeşitli ihtiyaçlarını ulaştıran araçlarla da avukatların ve ailenin ulaştırılabileceğini ancak bu konuda bugüne kadar yapılan girişimlerin yanıt bulmadığını belirtmiş ve bunun nedeninin ne olduğunu sormuştur. Özler, bu soruyu yanıtsız bırakmıştır.
  • Heyet, Öcalan’ ın devam eden davalarının olduğunu ve bu nedenle avukatları ile görüştürülmemesinin savunma hakkının ihlali olduğunu belirtmiş; Özler, bu konuda herhangi bir yorumda bulunmamıştır.
  • Heyet üyeleri, Çarşamba günleri hava muhalefetinin gerçekleşmesi durumunda avukatların ve ailenin başka bir gün görüşme gerçekleştirebileceklerini ancak bu konudaki olumsuz yanıtlarının nedeninin ne olduğunu sormuşlardır. Özler, bu konuda herhangi bir bilgisinin olmadığını ve sadece Çarşamba günü aile ve avukatların ziyaretlerinin sağlanması şeklinde bir düzenleme yapıldığını ifade etmiştir.
  • Heyet, diğer tutuklu ve hükümlülere tanınan aile ile açık görüş hakkının Öcalan’ a verilmediğini belirtmiş, bu konuda herhangi bir yanıt alamamıştır.
  • Özler’ e, görüş talep edilen günlerde kendisine hava koşullarıyla ilgili raporun gelip gelmediği, geliyorsa eğer yetkili hangi birim tarafından gönderildiği sorulmuş, bu soruya yanıt alınamamıştır.
  • Öcalan’ ın yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin yaygın kaygının olduğu ve bunun Türkiye’ nin iç barışını tehdit eden bir kaygı olduğu aktarılmış, Özler, bu konuda kimsenin endişe etmemesi gerektiğini, Öcalan’ ın sağlığının iyi olduğunu, üç haftada bir Adaya giden doktorlar tarafından muayene edildiğini belirtmiştir. Heyetin doktorlara tahsis edilen aracın neden dolayı avukatlara ve ailesine de tahsis edilemediğini sorması üzerine de Özler, bu defa, doktorların da zaman zaman Adaya gidemediklerini belirtmiştir.
  • Heyetin Türkiye’ deki tüm tutuklu ve hükümlülere tanınan telefon açma hakkının neden Öcalan’ a verilmediğini sorması üzerine Özler, İmralı Kapalı Cezaevinde böyle bir telefon tertibatının olmadığını söylemiştir. Adadaki görevlilerin nasıl telefon ihtiyaçlarını sağlıyorlarsa aynı yöntemle kendisinin de telefon açabileceği söylendiyse de Özler, bu hakkın Öcalan’ a tanınamayacağını söylemiştir.
ARAŞTIRMA-İNCELEME SONUÇLARI
Heyet, Asrın Hukuk Bürosu ve Öcalan’ ın ailesi tarafından Derneğimize yapılan başvurulardan ve gerçekleştirdiği resmi görüşmelerden sonra aşağıdaki değerlendirmeleri yapmaktadır:Abdullah Öcalan, Türkiye’ ye getirildiği 15.02.1999 tarihinden bu yana İmralı Cezaevinde tek başına, ağır tecrit ve izolasyon koşullarında tutulmaktadır. O tarihe kadar Yarı Açık Cezaevi statüsünde olan cezaevi, Adalet Bakanlığı tarafından İmralı Kapalı Ceza ve Tutukevi İç Yönetmeliğinin düzenlenmesinden sonra hücre tipi Kapalı Cezaevi statüsünü kazanmıştır.

Öcalan, TV olmayan ve günlük gazete iletimi sağlanmayan tek kişilik bir ortamda tutulmaktadır. Bu durum, iletişim hakkının ağırlaştırılmış ihlalidir.

Öcalan ile ailesi ve avukatları, tutuklandığı tarihten 12.01.2000 tarihine kadar Salı ve Perşembe günleri olmak üzere haftada iki gün ve ikişer saat süreyle görüşebilmiş; 12.01.2000 tarihinden sonra da haftada tek güne (Çarşamba günleri) ve tek saate indirilmiştir. Bu süre kısıtlamasına yönelik olarak yetkililer bugüne kadar herhangi bir açıklama yapmamışlardır. Kaldı ki, yargılamaları devam eden biriyle zaman sınırlaması yapılarak gerçekleşen görüşme de savunma hakkının kısıtlanması ve ihlalidir.

Öcalan’ ın ailesi ve avukatları Adaya gidişlerde zaman zaman hava muhalefetinin olduğu gerekçesiyle engellenmişler ve gerçekleştiremedikleri görüşler için başka bir gün tayin edilmesini talep etmişlerse de bugüne kadar bu taleplerine herhangi bir yanıt alamamışlardır. 18 Eylül 2002 ile 27 Kasım 2002 tarihleri arasında avukatları ile sadece üç defa, toplam üç saat (9 Ekim 2002, 13 Kasım 2002 ve 27 Kasım 2002 tarihlerinde) görüşebilmiştir. Son olarak, 27 Kasım 2002 tarihinden bu yana yani on haftalık bir süreyle (70 gün) ailesi ve avukatlarının yine hava muhalefeti gerekçe gösterilerek İmralı Adasına gidişleri engellenmektedir.

Öcalan hakkında Ankara 8 No’lu Ağır Ceza Mahkemesi’ nde 99/242 Esas no üzerinden, Atina Ağır Ceza Mahkemesi’ nde devam eden ve ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Birinci Dairede 99/46221 başvuru no üzerinden devam eden üç ayrı dosya bulunmaktadır. Bu durumda avukatları ile görüşmemesi Anayasa, CMUK ve diğer ilgili yerel mevzuat ile uluslar arası mevzuatta güvence altına alınan savunma hakkının ve adil yargılanma hakkının açık ihlali anlamına gelmektedir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ nin 34. maddesi, “Yüksek Sözleşmeci Devletler, AİHM’ ye başvuru hakkının fiilen kullanılmasını herhangi bir şekilde engellememeyi üstlenir” demektedir. Aynı şekilde, CMUK 144. madde, “müdafi ile sanık her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafileri ile yazışmaları bir denetime tabi tutulamaz” demektedir. Oysa Öcalan, vekilleri ile yazışamamakta ve görüşememektedir. Yine, Ceza ve Tevkifevleri İç Yönetmeliğinin 28. maddesi, “… vekil ya da ziyaretçi kabul etmeleri hususunda CMUK 107-116 ve 144. maddeleri uygulanır” açık düzenlemesine rağmen, avukat-müvekkil görüşmesi ile amaçlanan yasal yardım ve bilgilendirme olanağı ortadan kaldırılmıştır.

Öcalan’ ın avukatlarının halen devam eden dava dosyalarının savunmaları için kendisiyle görüşme esnasında tuttukları yazılı notların 13.02.2002 tarihinden bu yana eksik olarak geri verilmesi ya da hiç geri verilmemesi şeklindeki uygulamalar, vekil-müvekkil ilişkinsin gizliliğini koruyan yerel ve uluslar arası mevzuatın ve savunma hakkının ihlalidir.

Yakınlarıyla ve avukatlarıyla haberleşme hakkı ve mektupla yazışma hakkı ihlal edilmektedir.

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, Asrın Hukuk Bürosuna gönderdiği 05.02.2003 tarihli yazısında, hükümlünün telefon hakkından yararlandırılması talebini düzenleyen Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün 155/A maddesinin kesin ve emredici olmadığından bahisle “iyi halli” olmayan birine tanınmayacağı ve bu nedenle telefon hakkının kullandırılmayacağı belirtilmektedir. Hukuk devleti bakımından böylesi bir açıklama talihsiz bir açıklamadır; Anayasa’ nın eşitlik ilkesine ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ nin Ayrımcılık Yasağını düzenleyen 14. maddesinin açık ihlali anlamına gelmektedir. Hakların, şahısların kim olduklarına göre ayrımcılık yapılarak tasarruf edilemez. Bu durum, idarenin keyfiyetince korunabilecek bir durum değildir.

Aynı yazıda açık görüş izni kapsamının daraltılabileceği belirtilmektedir; açık görüş hakkının tanınmayarak İdarenin bu konuda da ayrımcılık yasağı gerçekleştirdiğini söylemek mümkündür.

Yine aynı yazıda, Adanın ihtiyaçlarının karşılanması, görevli personelin değiştirilmesi ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığına ait gemilerin Adaya çıkmaları Pazartesi, Salı, Perşembe ve Cuma günleri yapılacak şekilde planlandığı; personelin tedavi ve eğitim faaliyetlerinin buna göre belirlendiği ve söz konusu planlamanın herhangi bir nedenle gerçekleşemeyen ziyaretin aynı hafta içinde başka bir güne kaydırılmasının imkansız olduğu belirtilmektedir. Bu gerekçe de savunma ve ziyaret hakkının engellendiği göz önünde bulundurulduğunda tatmin edici olmaktan uzaktır.

İnsan hakları heyeti, ayrıca, avukatların ve ailenin Gemlik Jandarma İrtibat Bürosuna alınmayıp, Ada Komutanlığından Adaya gidişle ilgili yanıt gelinceye kadar -ki avukatların verdiği bilgiye göre bazen bu saatlerce sürmektedir- soğuk hava koşullarında dışarıda bekletildiklerini gözlemlemiştir.

YANITLANMASI GEREKEN SORULAR
Yukarıda yapılan belirlemeler ışığında insan hakları heyeti, yetkililere aşağıda sunulan soruların yanıtlarını ivedilikle vermeleri talebinde bulunmaktadır:

1. İmralı Kapalı Cezaevi için güvenlik ve görüşme açısından “Eşgüdüm Merkezi” olarak bilinen “Kriz Merkezi” tarafından gidiş ve gelişler sağlanmakta ve Kriz Merkezi, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğince Başbakanlığa bağlı olarak çalışmaktadır. Ulusal mevzuata göre İnfaz Savcılığı ve Cezaevi Müdürlüğüne bağlı olması gereken Cezaevinin idaresini sağlayan Kriz Merkezi hangi hukuki kriterlere göre çalışmakta ve hukuki denetimi nasıl sağlanmaktadır? Adresi neresidir ve yöneticileri kimlerdir?

2. İmralı Adasında görev yapan cezaevi personeli ve basına yansıdığı kadarıyla sayılarının iki bin civarında olduğu söylenen güvenlik personelinin Adaya gidiş-gelişleri hangi araçla sağlanmaktadır ve aile ile avukatları neden dolayı her türlü hava koşullarında Adaya ulaşabilen araçlarla götürülmemektedirler?

3. Yetkili makamlar tarafından da İmralı 9 kosterinin açık denizde ulaşımı sağlamaya elverişli olmadığı ve riskler taşıdığı, dalga boyunun 4′ ü aşması durumunda ciddi kazaların meydana gelebileceğinin de belirtilmesine rağmen 4 yıldan bu yana neden dolayı avukatların, aile fertlerinin, güvenlik personelinin ve kaptanın can güvenliği hiçe sayılarak aynı araçla gitmelerine devam edilmiştir?

4. Dalga boyu yüksekliğinin 7 metre olması durumunda buna dayanıklı olduğu söylenen İmralı 10 deniz aracı neden bugüne kadar tahsis edilmemektedir?

5. Duruşmalar döneminde tahsis edilen ve fırtınalı günlerde bile Adaya sağlıklı ulaşabilen Sahil Güvenlik Botlarından neden yararlanılmamaktadır?

6. Adada görev yapan görevlilerin ihtiyaçları hangi araçlarla gerçekleşmekte ve neden dolayı aile ile avukatlar aynı araç tahsis edilerek Adaya ulaşmaları sağlanmamaktadır?

7. Son on haftadır her Çarşamba günü hava koşullarının uygun olmadığı düşünülse dahi hava muhalefetinin olmadığı herhangi bir gün neden Adaya ulaşılamamaktadır?

8. Terörle Mücadele Yasasında son yapılan değişiklerden sonra aile ve avukatlarla telefon görüşmesi yapabilme hakkı neden Öcalan’ a da tanınmamaktadır?

9. Yakınlarıyla ve avukatlarıyla haberleşme hakkı ve mektupla yazışma hakkına neden saygı gösterilmemekte ve ihlal edilmektedir?

10. Öcalan ile aynı yasal statüde bulunanlara tanınan açık görüş hakkının kapalı koşullarda dahi olsa Öcalan’ ın ailesine tanınmamasının nedenleri nelerdir?

11. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünce yazılan 05.02.2003 tarihli yazıda belirtilen “herhangi bir nedenle gerçekleşmeyen ziyaret” ifadesinde kastedilen gerekçe nedir?

HEYETİN TALEPLERİ
1. İHD, her koşulda ve her yerde yaşam hakkının ve işkence ve gayri insani muamele yasağı hakkının korunmasını savunur. Abdullah Öcalan’ ın yaşam hakkı ve işkence ve gayri insani muamele yasağı hakları garanti altına alınmalıdır. Öcalan’ ın ailesinin, avukatlarının, diğer ilgililerin ve kamuoyunun bu konudaki kaygılarının giderileceği açıklama yapılmalı, görüş günü koşulu aranmaksızın, bu kaygıları giderecek görüşme derhal sağlanmalıdır.

2. İHD, savunma hakkının dokunulmazlığını savunur. Öcalan’ ın avukatlarıyla görüştürülmesi sağlanarak savunma hakkının ihlaline derhal son verilmelidir. Bu bağlamda;

a. Hava muhalefeti nedeniyle görüşme sağlanamadığı günlerde hava koşullarının uygun olduğu bir günde ziyaret ailesi ve avukatları tarafından gerçekleşmelidir,

b. İmralı 9 kosterinin güvenli bir araç olmamasından dolayı içinde taşınanların yaşam hakkı korunmalı ve daha güvenli bir deniz aracı tahsis edilerek ya da güvenlik personelinin Adaya gidiş gelişlerini sağlayan bir araçla Adaya ulaşım sağlanmalıdır,

c. Bunlar gerçekleşmediği takdirde Öcalan’ ın ailesi ve avukatlarının kendisine daha uygun koşullarda ulaşabilmesine olanak tanıyan başka bir Cezaevine nakledilmelidir.

3. İHD, ayrımcılık uygulamasına her koşulda karşı çıkar. Öcalan’ a yönelik uygulanan ayrımcılık yasağı hakkının ihlaline derhal son verilerek kendisi ile aynı yasal statüde bulunanlara tanınan telefonla görüşme, haberleşme ve ziyaret hakkı tanınmalıdır. Aynı şekilde birinci dereceden yakın akrabaları ile bayram vb. özel günlerde açık görüş ya da ek kapalı görüş hakkı sağlanmalıdır.

4. İHD, yetkilileri ivedilikle konuyla ilgili tüm yasal hakların tanınacağı konusunda açıklama yaparak Öcalan’ ın sağlığı konusundaki tüm soru işaretlerinin giderilmesi, bunun için de ivedilikle avukatları ve ailesinin kendisini ziyaret etmesi için gerekli koşulların yerine getirilmesini talep etmektedir.

5. İHD, çatışmasızlık ortamından ve çatışmasızlık halinin doğurduğu pozitif sonuçlardan memnuniyetini mütemadiyen dile getirmiştir. Türkiye’ yi yeniden çatışma ortamına götürebilecek herhangi bir hukuk ve demokrasi dışı politikalar sürecine girilmemelidir. Doğası gereği gerilim yaratacak hukuka aykırı idari uygulamalar sonlandırılmalıdır.

6. Tecrit ve izolasyon kime uygulanırsa uygulansın bir insanlık ayıbıdır. Her tutuklu ve hükümlünün cezaevinde de bulunsa, temel insan hakları ve özgürlüklerinden yararlanma hakkı vardır. Devlet organları ve yetkililerini bu temel prensibe uygun davranmaya davet ediyoruz.

Hüsnü ÖNDÜL: Genel Başkan 
Reyhan YALÇINDAĞ : Genel Başkan Yardımcısı
 Eren KESKİN :Genel Başkan Yardımcısı
Ayşe BATUMLU : Bursa Şube Başkanı GYK Üyesi
 Doğan GENÇ: Marmara Bölge Temsilcisi GYK Üyesi

Kamber ERKOÇAK: GYK Üyesi 
Gülseren YOLERİ :GYK Üyesi
Kiraz BİÇİCİ : İstanbul Şube Başkanı  

Bir cevap yazın