MEHMET TARHAN’IN SİVAS ASKERİ CEZAEVİNDE MARUZ KALDIĞI HAK İHLALLERİNE DAİR RAPOR

VİCDANİ RET EYLEMCİSİ MEHMET TARHAN’IN SİVAS ASKERİ CEZAEVİNDE MARUZ KALDIĞI HAK İHLALLERİNE DAİR RAPOR

A. OLAY
Vicdani ret eylemi nedeniyle iki ayrı davadan, Askeri Ceza Mahkemesi’nde yargılanarak toplam dört yıl hapis cezasına çarptırılan ve halen Sivas Askeri Cezaevinde bulunan Mehmet TARHAN’ın, cezaevi görevlileri tarafından 30 Eylül 2005’te kötü muameleye maruz bırakılarak darp edildiği, kişisel haklarının ihlal edildiği, sorumluların bulunması yönündeki şikayeti hakkında askeri mercilerden yeterli bilgi elde edilemediği ve sürdürdüğü açlık grevi nedeniyle sağlık durumundan endişe edildiği belirtilmek suretiyle, ablası Emine TARHAN tarafından Derneğimiz Genel Merkezi’ne yapılan başvuruda, İnsan Hakları Derneği’nin konu ile ilgili olarak araştırma ve inceleme yapması talep edilmiştir.
B. HEYETİN OLUŞUMU
Ablası Emine TARHAN’ın İHD Genel Merkezi’ne başvurması üzerine, Mehmet TARHAN’ın durumu hakkında sağlıklı ve gerçek bilgiye ulaşmak, kişisel haklarının korunmasına katkı sağlamak ve maruz kaldığı hak ihlallerini tespit ederek giderilmesi için uğraş vermek üzere; İHD Merkez Yönetim Kurulu üyesi Av. Faruk DURAN ve Ankara Barosu avukatlarından Av. Ali KIRMIZIGÜL’ün yer aldığı bir inceleme heyeti oluşturulmuştur.

C. İZLENİMLER
Heyet, 26 Ekim 2005 sabahı 08:30 sularında Sivas’ın yaklaşık beş kilometre dışında bulunan 5. Piyade Er Eğitim Tugayı Askeri Cezaevi’ne ulaşmıştır. (Cezaevi, Tugay Komutanlığı’na bağlı olmakla birlikte, Tugay sahası dışında başka bir askeri kampus içinde yer almaktadır.) Heyet, “nizamiye” olarak tabir edilen askeri sahaya giriş kapısında askeri görevlilerce karşılanmış, ne için gelindiği kendilerine henüz söylenmeden askeri görevliler Mehmet TARHAN için gelindiğini tahmin ettiklerini ifade etmişlerdir. Bu aşamada, cezaevindeki askeri birim ve görevlilerin Mehmet TARHAN ile ilgili olarak özel bir refleks içinde oldukları gözlemlenmiştir. Bu refleksin kökeninde, konunun kamuoyuna yansımış olması yanında askeri yetkililerin bu konuda özel bir tutum geliştirmelerinin de etken olduğu düşünülmektedir.

Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre, avukatların zanlı/sanık ya da hükümlülerle vekaletname olmaksızın “müdafi” sıfatıyla da görüşme olanağı bulunmasına rağmen, nizamiyede heyette bulunan her iki avukattan vekaletname ibraz etmeleri istenmiştir. Heyetin bu hususta hazırlıklı olması sayesinde görüşme talebi kabul edilmiş ve cezaevine geçilmiştir.

Cezaevinde heyeti Kısım Komutanı Başçavuş Hilmi ŞAVLUK karşılamış, öncelikle vekaletnamelerin ibrazını talep etmiş, bu gerçekleştirildikten sonra heyet bir odaya alınarak o anda uyumakta olan Mehmet TARHAN’ın görüşme mahallinde hazır edilmesi beklenmeye başlanmıştır.

D. YAPILAN GÖRÜŞMELER
Heyet öncelikle -aynı zamanda zorla saç-sakal kesme işlemini komuta ettiği iddia edilen- Başçavuş Hilmi ŞAVLUK ile ardından yaklaşık dört saat kesintisiz olarak Mehmet TARHAN ile ve son olarak Adli Müşavir-Hâkim Binbaşı Tuna POLAT ile görüşmüştür. Cezaevi müdürü Binbaşı Volkan (soyadı bilinmiyor)’ın bir eğitim programına katılması nedeniyle görev yerinde bulunmamasından, askeri savcının ise heyetin görüşmek üzere makamına gittiği sırada ani bir rahatsızlık geçirerek doktor kontrolü altına alınmasından dolayı bu yetkililer ile görüşülememiştir.

1. HİLMİ ŞAVLUK (Cezaevi Kısım Komutanı-Astsubay Başçavuş)
Başçavuş Hilmi ŞAVLUK’a 30 Eylül 2005 tarihindeki zorla saç-sakal kesme işlemi de hatırlatılarak, TARHAN’ın sağlık durumu ve cezaevi yönetimince sağlanan fiziksel koşullar sorulmuştur. Bunun üzerine “Ben Mehmet’e kötü muamelede bulunmadım. Diğer askerlere de bu yönde herhangi bir emir vermedim. Askeri Cezaevleri Yönetmeliği’ne göre burada bulunan tutuklu ve hükümlülerin askeri kurallara uyması gerekir. Biz 30 Eylül 2005’te bu kuralı uyguladık ve Mehmet’in ellerini kollarını tutarak traş etmek zorunda kaldık. Benim o esnada çekirdek çitleyerek ve zevk alarak traş sahnesini izlediğim, Mehmet’i darp ettiğim doğru değildir. Esasen bunları Mehmet te biliyor; ancak özellikle avukatları ve dışarıdaki çevresi interneti de kullanarak yalan yanlış haberler yayıyorlar. Ben Mehmet’e özel bir özen gösteriyorum. Açlık grevinde olduğu için sürekli ihtiyaçlarını soruyor, eylemini bitirmesi için telkinde bulunuyorum…” şeklinde açıklamada bulunmuştur.

2. MEHMET TARHAN
Heyet Mehmet TARHAN ile görüşme mahalli olarak başkalarına açık bir bölmede, hemen yan kısımda sürekli birkaç asker bulunmaktayken yaklaşık dört saatlik bir görüşme gerçekleştirmiştir. Bu görüşmede TARHAN, "Bugün açlık grevinde 27.günüm. Katı gıda tüketmiyorum. Sadece şekerli ve tuzlu su ile çay ve meyve suyu içiyorum. Sağlık durumumda dikkati çeken belirtiler ses ve kokuya karşı hassasiyetimin artmış olması. Ayrıca tansiyon düşüklüğü ve baş ağrım var. Eskiden subay koğuşu olan, cezaevindeki diğer koğuşlara oranla daha iyi sayılabilecek bir yerde tek başıma tutuluyorum. Buraya açlık grevine başladıktan sonra getirildim. Öncesinde bir hafta (15 Eylül-22 Eylül 2005) hücrede tutulmuştum. Cezaevinde kaldığım süre boyunca sık sık 7-10 ve 15 günlük başka hücre cezaları da aldım.

Hücre, 2×3 metre büyüklüğünde tamamen kapalı bir yer. Ancak açlık grevine başladığımdan beri hücreye gönderilmedim. Zaten önceden hemen hemen tüm konularda karşıma çıkarılan zorluk ya da yapılan kötü muameleler bu dönemde bitmiş durumda. Buradaki tüm görevli ve yetkililer son haftalarda telkin edici, yakın tavırlar içindeler. Son bir haftadır sürekli kontrol amaçlı koğuşuma geliniyor. Bu hassasiyetin açlık grevine girmem ve 30 Eylül’de bana uygulanan kötü muamele hakkında şikayette bulunmamdan kaynaklandığını düşünüyorum. Başlarının belaya girmesinden çekiniyorlar.

İlaç temininde sorun yaşamıyorum. Koğuşumun sıcaklığı normal. Her gün 14:00-16:30 arasında dışarı ile telefon görüşmesi yapabiliyorum. Ayrıca gecikmeli de olsa mektup alıp gönderebiliyorum. TV izleyebiliyorum. Son bir aydır her gün Milliyet ve Yeni Şafak gazetelerini okuyabiliyorum.

Buna karşın, cezaevi kantininde meyve suyu ve şeker bulunmuyor. Bunları görüşmecilerim getiriyor. Bundan önceki koğuş baskınında benden aldıkları radyomu halen vermediler. Ayrıca her gün parasını peşin vermeme rağmen Milliyet ve Yeni Şafak gazeteleri getiriliyor ama Radikal gazetesi getirilmiyor. Bu gazeteye karşı fiili bir yasak uygulanıyor. İtiraz etmeme rağmen net bir cevap alamıyorum.

Diğer mahkûmlar ile görüşmem engelleniyor. Onlardan ayrı olarak havalandırmaya çıkarılıyorum. Diğer mahkûmların bana karşı cezaevi komutanlığınca uyarıldığı düşüncesindeyim. Ancak hiçbir mahkûm ya da asker bugünlerde bana kötü muamelede bulunmuyor.

Burada avukatlarım ve ziyaretçilerim ile görüşebilmem için tahsis edilen yer gördüğünüz gibi gizlilik kurallarına uygun olmayan, yan kısmında sürekli askerlerin beklediği ve konuşmaların başkalarınca duyulabildiği bir yer.

Cezaevine ilk getirildiğim tarihte, önceki Kısım Komutanı Başçavuş Mustafa SELVİ’nin diğer mahkûmlara “Bir terörist geliyor; siz icabına bakarsınız…” şeklindeki talimatı üzerine bir linç girişimine maruz kaldım. Mahkûmlar toplu olarak bana saldırdılar. Aldığım darbeler sonrası düzelmem yaklaşık 20 günü aldı. O zamanki cezaevi yönetimi bu olaya rağmen önlem almadı. Aynı mahkumlar benden haraç da aldılar. Onlara 300 milyon lira tutarında para ve ayrıca elbise verdim. Haziran 2005’de burada küçük çaplı bir isyan olayı yaşanınca cezaevi yönetiminde değişiklik oldu. Cezaevi müdürü ve Başçavuş Mustafa SELVİ ayrıldılar. Onlar görevden ayrıldıktan sonra görece düzelmeler yaşandı.

30 Eylül 2005’te şimdiki Başçavuş Hilmi ŞAVLUK, beraberindeki sekiz asker ile birlikte gelerek ellerimi ve kollarımı tutmak, bir yandan da göğsüme oturmak suretiyle saç ve sakalımı zorla kestiler. Bu esnada bana uygulanan şiddet nedeniyle kollarımda, sırtımda ve göğüs bölgemde ezilmeler oldu. Ardından bu defa zorla ellerime kelepçe takılarak askeri hastaneye götürüldüm. Burada kelepçeler çıkarılmaksızın, muayene bölmesinde askerler hazır tutularak doktor karşısına çıkarıldım. İki asker hekim etrafımda şöyle bir dönerek, herhangi bir muayene yapmaksızın darp izine rastlanmadığına dair rapor düzenlediler. Bu gelişmeler üzerine süresiz açlık grevine başladım.

30 Eylül 2005’te bana uygulanan darp ve kötü muameleye ilişkin soruşturma başlatılmasını ve sorumluların bulunmasını, diğer yandan sivil bir tıbbi kurumun beni muayene etmesini istiyorum. Bu konu hakkında Adli Müşavirlik beni dinledi ve anlatımlarımı kağıda döktü. Daha sonra imzalamam için metin önüme konulduğunda şikayetimin sadece cezaevindeki birkaç gardiyana yönelikmiş gibi sınırlanarak yazıya dönüştürüldüğünü ve ismimin yanına 'Piyade Er' ibaresinin yazıldığını farkettim. Bu nedenle o ifade metinini imzalamadım.

Ayrıca gıda maddeleri, gazete (Radikal) yasağı, radyomun iade edilmemesi ve diğer mahkumlarla görüştürülmemek gibi uygulamalara son verilmesini istiyorum. Bu yönde atılacak adımlar ve gerçekleşecek müzakerelere göre açlık grevimi bitirebilirim.

Son olarak bana verilen cezalar hukuka aykırıdır. Savunma hakkım kısıtlanmıştır. Vicdani red bir haktır. Eylemimde haklıyım ve eşcinselliğim ileri sürülerek tarafıma uygulanacak tüm muayene ve işlemleri reddediyorum…" biçiminde özetlenebilecek açıklamalarda bulunmuştur.

3. TUNA POLAT (Adli Müşavir – Hakim Binbaşı)
Adli müşavir Tuna POLAT, özellikle kötü muamele ve darp eylemine ilişkin soruşturmanın yapılması ile TARHAN’ın sivil bir tıp kurumunca muayenesi talebimiz karşısında, "Soruşturma kapsamında Mehmet’in ifadesini aldım ama iş imza atmaya gelince Mehmet 'ben kimsenin cezalandırılmasını istemiyorum' diyerek ifadesini imzalamadı. Ne yapabilirim bu durumda? Kaldı ki, zorla traş etmeye cezaevi yönetiminin yetkisi vardır. Bu konuda cezaevi idaresi bizden görüş sormuştur ve biz de zorla traş edebileceklerini bildirmişizdir. Bu sırada kişinin ellerinin ve kollarının tutulması gerekir ve bir miktar güç kullanılması doğaldır. Bu nedenle olayın kötü muamele, işkence ya da darp olarak tanımlanamayacağı kanaatindeyim. Sivil hekim tarafından muayene talebini ise kabul edemeyiz. Çünkü askeri hekim de sivil hekim gibi aynı deontolojik yemini etmiştir. Yasal olarak aralarında fark yoktur. Bu kendi hekimime saygısızlıktır. Yine de -bu görüşümüzü de ekleyerek- Milli Savunma Bakanlığı’ndan sivil hekim muayenesinin mümkün olup olamayacağı konusunda mütalaa istedik. Nitekim Bakanlık da bizimle aynı görüşte olduğunu bildirdi. Esasen Mehmet bu tür şeyleri düşünecek biri değil. Barışı savunuyor ve bu güzel. Ama gerçekçi değil. Avukatları Mehmet’i yanlış yönlendiriyor. Aklına yanlış bilgi ve fikirler sokuyorlar. Hatta diyebilirim ki, avukatlarının tutumu bu kadar rijit olamasaydı aldığı ceza, gördüğü muamele daha farklı olabilirdi. Yine de doktor konusundaki talebiniz hakkında Sivas Tabipler Odası’ndan gelecek hekimleri Mehmet ile görüştürebilirim. Ama muayeneye izin vermem. Hekimler ile Mehmet’i sadece açlık grevini bırakması konusunda ikna ve telkinde bulunmaları amacıyla görüştürürüm…" şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.

E. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Heyet, gerek 26 Ekim 2005 tarihli inceleme gezisinde edindiği, gerekse Mehmet TARHAN ve eylemi hakkında kamuoyuna yansıyan gelişmelerden biriktirdiği izlenimler sonucunda aşağıdaki hususları tespit etmiştir:

1. Mehmet TARHAN’ın zorla askere alınmaya çalışılması, tutuklanması, cezalandırılması ve tutukluluk/hükümlülük sürecinde uğradığı muameleler işkence ve kötü muamele yasağına, ayrımcılık yasağına, adil yargılanma ilkesine, düşünce ve inanç özgürlüğüne ve vücut bütünlüğünün dokunulmazlığına açıkça aykırıdır. Türkiye’de vicdani ret hakkını yasaklayan yasa hükümleri Anayasanın 90.maddesi bağlamında uluslararası sözleşmelere, özellikle BM Siyasal ve Medeni Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 18. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. ve 10.maddeleri ile uyuşmazlık halindedir. Yine Anayasa’nın 24. ve 25. maddeleri, yurttaşların düşünce ve inanç özgürlüklerine sahip olduğunu öngörmektedir. Bu nedenle vicdani ret açıklaması ve eyleminden dolayı Mehmet TARHAN’a verilen cezalar ortadan kaldırılmalı, kendisi derhal serbest bırakılmalı ve bugüne kadarki haksız uygulamalar karşılığında devlet TARHAN’a maddi ve manevi tazminat ödemelidir.

2. Mehmet TARHAN, askeri mahkemede ve olağanüstü kurallara tabi olarak yargılanmak suretiyle “adil yargılanma” ilkesi ihlal edilmiştir. Aynı suçtan iki kez ceza verilmesi de yapılan yargılamanın ne kadar adaletsiz olduğunu açıkça göstermiştir. Bu mantıkla hareket edildiği takdirde askerlik yapmayı hayatı boyunca reddedeceğini açıklayan Mehmet TARHAN, sürekli cezalandırılma riski ile karşı karşıyadır. Bu yaklaşım ceza hukukunun temel prensiplerine aykırı olduğu kadar insan hakları ile de bağdaşmamaktadır.

3. Mehmet TARHAN, askerlik/tutukluluk/yargılanma/hükümlülük sürecinde vicdani reddi yanında cinsel tercihi nedeniyle de ayrımcılığa ve kötü muameleye tabi tutulmuştur.

4. Askeri kurallara uymadığı için cezalandırıldığı dönemde dahi kendisine askeri kurallar dayatılarak zorla saç ve sakalı kesilmiş ve buna ek olarak şiddete maruz kalmıştır. Bunun yanında diğer mahkumlar Mehmet TARHAN’a saldırmış, O’nu darp etmiş, parası ve eşyalarını gasp etmişlerdir. Böylece vücut bütünlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü ihlal edildiği gibi kişi güvenliğinden yoksun bırakılmıştır.

5. İdari yetkililerce, heyete karşı manipülasyon uygulanmıştır. Talepler ya reddedilmiş ya da haklarında yanlış bilgilendirmeler yapılmıştır. Bunun en güzel örneği Adli Müşavir Tuna ERDEM tarafından “soruşturma başlatıldığı ancak Mehmet TARHAN’ın ifadesini imzalamayarak soruşturmanın durmasına neden olduğu” yönünde heyetimize verdiği bilgidir. Bunun gerçeği yansıtmadığı, gerçekte Mehmet TARHAN’ın ifade tutanağını imzalamama nedeninin kendi anlatımlarının metine eksik aktarılmasından ve isminin altına “Piyade Er” yazılmasından kaynaklandığı Mehmet TARHAN ile yaptığımız görüşmede ortaya çıkmıştır.Bu durum kişinin başvuru yollarını etkin kullanma hakkının ihlalidir.

6. Parasını ödemesine ve herhangi bir yasak olmamasına rağmen Radikal gazetesi ve kişisel radyosu Mehmet TARHAN’a verilmemektedir. Böylece haberleşme ve haber alma hakkı kısıtlanmaktadır.

7. Avukatlarının Mehmet TARHAN ile görüşme talebi karşısında vekaletname ibrazının şart koşulması Ceza Muhakemesi Kanununa aykırıdır. Bu salt heyetin ziyareti sırasında değil, TARHAN’ın başka avukatlarına önceden de uygulanmış haksız bir tutumdur.

8. Mehmet TARHAN ile avukat ve ziyaretçilerinin görüşmesi için belirlenen yer, gizlilik kurallarının hiçe sayıldığı, yan tarafında askerlerin bulundurulduğu bir yerdir. Bu durum Ceza Muhakemesi Kanunu’na, avukat/müvekkil arsındaki görüşmelerin ve özel hayatın gizliliği prensibine ve başvuru yollarının etkin kullanımı hakkına aykırıdır.

9. Son olarak Askeri Yargıtay’ın, yerel mahkemece verilen kararının “eşcinsel olduğunu beyan eden TARHAN’ın fiziksel muayene olmadan verilmesi” nedeniyle aldığı bozma kararının uygulanması, Mehmet TARHAN’ın ısrarla karşı çıktığı fiziksel muayeneye zorlanması anlamına gelmektedir. Zorla tıbbi muayene vücut bütünlüğüne saldırı olduğu kadar, bu muayenenin Mehmet TARHAN’ın cinsel tercihini belirlemeye dönük olduğu düşünüldüğünde, ayrımcılık içeren, insan onuruna aykırı bir işlem olduğu açıktır. Bu nedenle Askeri Yargıtay kararından derhal dönmelidir.

 
 
 Av. Faruk Duran
İHD MYK Yedek Üyesi
 Av. Ali Kırmızıgül

Bir cevap yazın