Basına ve Kamuoyuna

Çeşitli basın yayın organları vasıtasıyla kimyasal silah kullanıldığı iddiası ile ilgili kamuoyuna açıklanan ve 21 Ekim 2022 tarihi itibariyle yaşamını yitiren silahlı militanların ailelerinin yaptıkları başvurular ve açıklamaları üzerine hak, hukuk ve sağlık emek/meslek örgütleri olarak bir değerlendirme toplantısı yapılmış ve aşağıdaki açıklamanın yapılmasının uygun olacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Uluslararası insancıl hukukun gerek devletlerin kendi arasında gerekse de diğer silahlı gruplarla çatışması halinde uygulanacağına dahil Yugoslavya Eski Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararlar ve doktrindeki görüşlerle ilerlemiştir. Bu konuda 1949 tarihli Cenevre Sözleşmelerinin ortak hükümleri ve 1977 tarihli iki adet protokol olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla her türlü savaş ve silahlı çatışma halinde Cenevre sözleşmelerine ve eki protokollerine uygun hareket edilmesi gerektiği açıktır.

Kimyasal silahların kullanılması sorunu dünyada en çok üzerinde tartışılan konuların başında gelmektedir.

Kimyasal silahların kullanılmasının yasaklanması ilk olarak 17 Haziran 1925 tarihli, “Boğucu, zehirli ve diğer gazlarla bakteriyolojik metodların savaşta kullanılmasının yasaklanmasına ilişkin protokol” Cenevre protokolü olarak bilinmektedir. Türkiye bu protokole kabul edildiği tarihten beri taraftır.

Cenevre protokolüne rağmen savaşlarda ve silahlı çatışmalarda kimyasal silahların kullanılması engellenememiştir. Bu konu uzun tartışmalardan sonra BM nezdinde 1993 yılında bir sözleşmeye kavuşmuştur. Kimyasal silahların geliştirilmesi, üretimi, stoklanması ve kullanımının yasaklanması sözleşmesi olarak adlandırılan bu sözleşmeyi Türkiye 29 Nisan 1997 tarihinde yürürlüğe koymuştur.

Türkiye bununla da yetinmemiş 14.12.2006 tarihli ve 5564 sayılı aynı isimle adlandırılan bir özel kanun kabul etmiştir.

Bunun dışında Türk Ceza Kanununda kimyasal madde silah olarak tanımlanmış ve bu silahla işlenen suçlar nitelikli suç olarak değerlendirilmiştir.

Kimyasal silah kullanımıyla ilgili iddiaların ciddiliği dikkate alınmalı ve Türkiye iç hukuku uyarınca yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturulmalıdır. Ayrıca uluslararası yükümlülük üstlenen bir ülke olan Türkiye kendi iç denetim mekanizmalarını da harekete geçirmelidir. Bu iddialar ancak bu şekilde hareket edilerek sonuçlandırılabilir görüşündeyiz.

Yukarıda kısaca açıkladığımız mevzuat uyarınca yapılması gerekenlerin yapılmayıp bu konuda bilimsel görüş açıklayan adli tıp uzmanı ve insan hakları savunucusu Şebnem Korur Fincancı hakkında suç duyurusunda bulunulması ve siyasi iktidar sözcüleri tarafından hedef gösterilmesi kesinlikle kabul edilemez.

Türkiye sınırları dışında gerçekleştiği iddia edilen ve insanlığa karşı suç kapsamında ele alınan kimyasal silah kullanımı ciddi bir konudur ve ciddiyetle ele alınmalıdır. Olay yeri incelemesi, otopsi ve diğer delil toplama yöntemleri(BM Minnesota Otopsi Protokolü) kullanılmadan, zan altında bırakılan bir bakanlığın, “Böyle bir şey yok, bu bir yalandır” açıklaması mutlak doğru olarak ele alınmamalıdır. Aksi takdirde uluslararası Sözleşme ve 5564 sayılı kanunun bir önemi kalmayacaktır. Dolayısıyla bu tip durumlarda yargı organları ile idari ve siyasi denetim mekanizmalarının üzerinde düşen görevi yapmaları gerekmektedir. Gerçek ancak böyle ortaya çıkabilir.

Mağdur ailelerinin kurumlarımıza yaptıkları başvuru üzerine ilgili mevzuat çerçevesinde gerekli idari ve yargısal başvuru yollarına gidilecektir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

 

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ

ÖZGÜRLÜK İÇİN HUKUKÇULAR DERNEĞİ

ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ