İnsanlığın Geleceği Güç İlişkileri Üzerinden Şekillendirilemez!

Türkiye artık darbe Anayasası İle Yönetilemez!
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi insanlık ailesini oluşturan bütün halklar ve milletler için ortak bir ideali ifade eder. Bu ideal İnsanlık ailesinin bütün üyelerinde bulunan haysiyetin ve bunların eşit ve devir kabul etmez haklarının tanınması hususunun, hürriyetin, adaletin ve dünya barışının temel olmasıdır. Evrensel bildirgeden başlayarak insanlığın ortak aklı ile geliştirilen bütün insan hakları belgeleri bu idealin gerçekleşmesi olanaklarının yaratılması içindir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin kabul edilişinin 58. yıldönümünde bütün dünyada adalet, eşitlik ve barışın sağlanmasından hala çok uzaktayız. BM insan hakları belgelerine imza koyan ve yükümlülük altına giren devletler gerek yurttaşları ile ilişkilerinde gerekse uluslararası ilişkilerde tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar hukuku ve adaleti yok sayan bir noktada durmamıştır. Ekonomik ve askeri güce sahip olan ülkeler dünyanın geleceğine ilişkin kararları uluslararası hukuku BM mekanizmalarını hiçe sayan bir biçimde şekillendirmek için dünyanın birçok bölgesinde askeri güce başvurmaktadır. Özellikle 11 Eylül 2001 New York saldırılarından sonra geliştirilen yeni güvenlik anlayışı, insan hak ve özgürlükleri üzerinde büyük tahribatlar yaptı. Hem ABD'de hem de tüm dünyada, çok kültürlülük, insan hakları ve sivil toplum örgütleri 'güvenlikçi' bir paradigma ekseninde sorgulanmaya başlandı. 'Özgürlük mü, güvenlik mi?' ikilemi dayatılarak tüm toplumsal ve siyasal talepler 'terörizmle mücadele' söylem ve uygulamaları ile bastırılmaktadır. Terörle mücadele adına, bir insanlık suçu olan işkencenin meşruluğu yönünde teoriler üretildiğine tanıklık ediyoruz. İnsan haklarının kaynağı olarak gösterilen Avrupa ülkelerinde dahi özel hayatın gizliliği, yabancı düşmanlığı, etnik ve dini ayrımcılık, mülteci haklarının sınırlanması önemli sorunsallar olarak karşımıza çıkıyor.
Türkiye’deki insan hakları, özgürlükler ve demokrasi mücadelesinin azımsanmayacak bir geçmişi vardır. Özellikle askeri müdahalelerle getirilen olağanüstü yönetim rejimleri ve bunların hukuk dışı uygulamalarına karşı, çeşitli toplum kesimlerinin verdiği mücadelede insan hakları örgütlerinin önemli bir payı bulunmaktadır. Yaklaşık altmış yıldır askeri müdahalelerin yaptığı anayasalarla yönetilmekte olan, Türkiye’de 1999 yılından bu yana 9 demokratikleşme paketi ile birçok maddesi değiştirilen 1982 Anayasa’sı yapılan tüm düzenlemelere rağmen insan hak ve özgürlüklerini karşılamaktan son derece uzaktır. Devlet-Yurttaş ilişkisinde yurttaşların hak ve özgürlükleri eksenine dayanmayan 1982 Anayasasının yerine artık Türkiye’nin çoklu etnik, dini, kültürel yapısı içinde bireyin hak ve özgürlüklerini güvence altına alan yeni demokratik bir anayasa’nın hazırlanması Türkiye’nin demokratikleştirilmesi ve kalıcı toplumsal barışın sağlanması için bir zorunluluk haline gelmiştir. Türkiye’de başta Kürt sorunu olmak üzere bütün sorunların demokratik ve kalıcı çözümlere ulaşmasının ve toplumsal barışın tesisisin yolu hak ve özgürlükleri esas, sınırlamaları istisna kabul eden, farklılıkları tanıyan ve zenginlik olarak kabul eden, hukukun üstünlüğüne dayalı bir çoğulculuğu yansıtan ve hazırlanma sürecine tüm toplumsal kesimlerin etkin bir biçimde katılacağı demokratik bir anayasanın yapılması gerekmektedir.
 
Biz insan hakları savunucuları olarak her koşulda, her zaman ve yerde insan hak ve özgürlüklerinden ve barıştan yana tavrımızı sürdüreceğiz.
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ

Bir cevap yazın