İNSAN HAKLARI İHLALLERİN ÖNLENMESİ ANCAK KÜRT SORUNUN ÇÖZÜMÜ İLE OLACAKTIR

İnsanların en temel haklarının tartışma konusu yapıldığı bir yılı geride bıraktıktan sonra 2009 yılının ilk üç ayında ihlallerin kısmen de olsa azaldığını görmek bizleri sevindirmesine rağmen, 29 Mart yerel seçimlerden sonra birden patlayan ihlaller kaygılarımızı yeniden artırdı. Yerel seçimlerden 14 gün sonra DTP’ye yönelik yapılan operasyon, gözaltı ve tutuklamalar, ilçelerde özellikle DTP’ye oy verenlerin yeşil kartlarının iptal edilmesi, KESK’e yönelik gözaltı ve tutuklamalar, İnsan Hakları ve barış aktivistlerin tutuklanmış, cadı avı başlatılmış, tabir yerindeyse her kesimden insanlar toplanmıştır. DTP’ye yönelik operasyonlarda 945 kişi gözaltı alınmış 414 kişi tutuklanmıştır. Bir çok kişi, yasaya ve insan hakları hukukuna aykırı ortam ve telefon dinlemeleri sonucunda çok sıradan konuşmalar aleyhlerine delil teşkil edecek şekilde tutuklanmış,  verilen gizlilik kararı nedeniyle şüpheliler ve avukatları dosyaları inceleme imkanına sahip olamazken, dosyaya ait bilgiler el altından yasaya aykırı şekilde basına servis edilmiş, yapılan suç duyuruları ve gizlilik kararının basına da uygulanması istemi kabul görmemiş, gözaltına alınanlar ne ile suçlandıklarını bilmeden kamuoyu nezdinde suçlu ilan edilmişlerdir.

Tüm kesimler 29 Mart yerel seçimler sonrası Kürt sorununun çözümü konusunda bir beklenti içine girmiş olmalarına rağmen, gözaltı, tutuklama furyası, sınır içi ve ötesine yapılan operasyonların artması kaygılarımızın artmasına neden olmuştur. Sayın Cumhurbaşkanının Kürt sorununa dair “iyi şeyler olacak” söyleminden sonra ihlallerin yoğunlaşması ve artması iyi şeylerin nasıl algılandığı sorusunu tartışır hale getirmiştir. 2009 yılı ilk altı ayında sınırlarda ve iç bölgelerde mayınların temizlenmesi gündeme gelmiş, fakat kimin temizleyeceği tartışmaları ise daha fazla öne çıkmış, çıkan yasanın iptali yoluna gidildiği sürede mayınlar can almaya devam etmiştir. Kim, ne amaçla döşerse döşesin mayın bir insanlık suçudur ve derhal mayınlı alanlar tespit edilmeli, çevresi işaretlenmeli ve daha sonra da temizlenmeli ve tarıma açılmalıdır.

Sosyal devlet anlayışı ile hareket etmesi gereken Devletin, özellikle seçimlerde halka karşı yeşil kartı koz olarak kullandığı yönünde çok önemli emareler oluşmuştur. Halkın büyük bir çoğunluğunun sosyal güvencesi olmadığı bilinmektedir. Daha önce almış olduğu yeşil kartlar seçim sonrası siyasal tercihlerine göre güvenlik güçlerinin kaymakamlıklara verdiği rapor ve bilgiden sonra iptal edilmesinin izahı ne olabilir. Yeşil kartın iptal edilmesi uygulamaları özellikle 29 Mart yerel seçimlerden sonra çok aşırı artmıştır. Seçimlerden sonra bölgemizde 122.018 kişinin yeşil kartı iptal edilmiştir.

Bölgemizde inançları nedeniyle ayrımcılığa uğradığını beyan eden 5 kişinin başvurusu alınmıştır. İnanç özgürlüğü de derneğimizin önemsediği ve üzerinde durduğu haklardan birisidir.

Bölgemizde en fazla kangren hale gelen konu ceza ve tutukevlerinde yaşanan ihlallerdir. Batman cezaevinde hükümlü olan Resul Çelik aldığı disiplin cezası nedeniyle 3 aydır ailesiyle görüştürülmüyor, 40 gündür sevk talebi kabul görmüyordu. Bundan dolayı girdiği bunalımdan çıkamayıp kendini astı. Bu olay gözaltında ölümdür. Bölge cezaevlerinde ağır hastalar neden tedavi edilmiyor, revire çıkarılmıyor, hastaneye sevk talepleri kabul görmüyor. Yakın zamanda cezaevlerindeki koşullardan ve baskıdan dolayı bir patlama yaşanırsa şakın kimse şaşmasın.

Cezaevlerinde ihlaller ağırlaşarak artmaya devam etmiştir. Cezaevlerinden sağlık hakkının ihlal edildiğini öne süren 33 kişi, cezaevinde haberleşme iletişim hakkının engellendiğini ileri süren 252 kişi, gereksiz yere kendisine disiplin cezası verildiğini düşünerek bizlere başvuran 193 tutuklu ve hükümlü tespiti yapılmıştır. Verilen disiplin cezası nedeniyle aile görüşü engellenen 73 aile bizlere başvurmuştur. Cezaevlerinde İşkence gördüğünü beyan ederek şubemize 44 tutuklu ve hükümlü başvurmuştur.

Son altı ay içinde bölgemizde Newroz vb.. etkinliklere güvenlik güçlerinin çok sert müdahale edildiğine dair kameralara yansıyan polisin silahın dipçiğiyle küçük bir çocuğun kafasına vurduğuna dair görüntüler, orantısızlığın had safhada olduğunu göstermektedir. Güvenlik güçleri tarafından müdahale edilen toplantı ve gösteri sayısı 47 adet olup bu etkinliklerde 501 gözaltı işlemi yapılmıştır. 

AB’nin ilerleme raporlarında ülkemizde düşünce ifade özgürlüğünün olmadığına dair raporlar düzenlenip Türkiye’ye iletilmesine karşın ciddi bir ilerlemenin olmamasını neyle ifade edeceğiz. Ülkemizin demokratikleşmede çok ağır ve ürkek adımlarla bir türlü ilerleyemediğini ve bu şekilde uzun süre AB’ye giremeyeceğini anlaması gerekiyor. Bölgemizde 6 ayda 546 kişiye karşı düşüncelerini ifade ettiğinden dolayı yeni davalar açılmıştır. 2009 yılı ilk altı ayında daha önce düşüncelerini ifade ettiğinden dolayı haklarında açılmış davalardan dolayı 324 kişi çeşitli cezalar almıştır.

İlk altı ayda toplam 73 eve baskın düzenlenmiştir. Evlerdekilere kaba ve sert müdahalelerin yapıldığı iddiasıyla başvurular alınmıştır.  Son olarak Diyarbakır’da ofis semtinde bir eve giden güvenlik güçleri siyasal faaliyetlerinden dolayı bir kadına karşı cinsel şiddet ve taciz uygulamasında bulunduğu iddiasıyla aldığımız başvuru herkesi şok etmiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı olay hakkında adli, Diyarbakır Valiliği ise idari soruşturma başlatmıştır.

İlk altı ayda bölgemizde gözaltı birimlerinde işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla şubelerimize 21 kişi başvurmuş veya tespit edilmiştir. İşkence ve kötü muamele uygulamaları gözaltı birimlerinde geçmişe göre azalmış ama sokağa taşınmıştır. Artık kameralar önünde başta çevik kuvvet olmak üzere güvenlik güçleri toplumsal olaylara gereğinden fazla şiddet kullanmak suretiyle ağır yaralanmaların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Altı ayda gözaltı yerleri dışında işkence ve kötü muamele iddiasıyla şubelerimize 109 kişi başvurmuştur.

İnsan Hakları Derneği koruculuğun kaldırılması amacıyla on yıllardır açıklamalar yapıp, çok ciddi ihlallerin işlendiğine dair raporlar tanzim etmiştir.  En son Mardin ili Bilge köyündeki katliam söylemlerimizin ne kadar haklı olduğunu bir kez daha göstermiştir. Devletin Kürt sorununa karşı güvenlik perspektifli yaklaşımının sonu hep ölüm ve gözyaşı olmuştur. 2009 yılı ilk altı ayda köy korucuları tarafından yapılan yaşam hakkı ihlali sonucunda 49 kişi ölmüş, 8 kişi ise yaralanmıştır. Koruculuların karıştığı işkence ve kötü muamele ile ilgili 33 Olay tespit edilmiştir.

Son dönemlerde güvenlik güçleri tarafından bazı şahısların kaçırıldığı ajanlık teklif edildiği vaka sayısında artış yaşanmıştır. İlk altı ayda 7 kişi kaçırıldığı ve ajanlık tehdidi aldığı iddiasıyla şubelerimize başvurmuştur.

Bölgemizde sivil toplum örgütlerinin ve siyasal partilerin düzenlediği gösterilere zaman zaman müdahaleler gerçekleştirilmekte, bir kişinin slogan veya taş atması üzerine tüm katılımcılar üzerine gaz ve göz yaşartıcı bombasının atıldığı, sert müdahalelerin yapıldığına dair husus bizzat şubemiz yöneticilerinin gözlemci olarak katıldığı etkinliklerde tespit edilmiştir. 2009 ilk altı ayında düzenlenen toplumsal gösterilerde güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu dövülen ve yaralananların sayısı 215’dir.

Bölgemizde meydana gelen ihlallerin nerdeyse tamamının Kürt sorunuyla doğrudan bağlantılı olduğunu söyleyebiliriz. Demokratikleşememenin, AB’ye girememenin, ülke ekonomisinin bu kadar batık olmasının sebebi Kürt sorunun çözümsüzlüğüdür. Kürtlerin varlığının, dilinin ve kültürünün kabulü ile sivil ve demokratik bir anayasanın inşası ile sorun büyük oranda aşılacaktır. Kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması ve faillerinin yargılanması amacıyla başlattığımız oturma eylemleri 23 haftaya girdi. Bu güne kadar şubemizin kendi imkanlarıyla bulmaya çalıştığı kayıplar geçmişte devletin yaptığı hataların az olmadığını ortaya çıkarmıştır. Tüm kayıp mezarların ancak güçlü bir siyasi iradenin varlığıyla ortaya çıkacağını düşünüyoruz. Devletin geçmişle yüzleşmesi, kayıp yakınlarından özür dilemesi, faillerin yakalanması, Ergenekon soruşturmasına Kürt siyasi cinayetlerinin dahil edilmesini, yargılamanın Fıratın doğu yakasına kaymasını talep ediyoruz. İçinde aydınların, hukukçuların, STK’ların, kamu kurumlarının, hakim ve savcıların olduğu Hakikatleri Araştırma Komisyonun kurulması ve derhal çalışmaya başlaması gerekiyor.

Eylem ve etkinliklerdeki uygulanan orantısız şiddetin sonlanması amacıyla, bölgemizde görev yapan güvenlik güçlerine 16 ilde bulunan şubelerimiz aracılığıyla insan hakları eğitimi vermeye hazırız. Ayrıca güvenlik güçlerine yönelik olarak öfke kontrolü eğitimi yapılmasını da tavsiye ediyoruz.

Kürt sorununun çözümü konusunda herkese iş düştüğünü, silahların susmaya devam etmesi gerektiğini, diyalog kapılarının sonuna kadar aralanmasını istiyoruz. PKK’nin 15 Temmuz’a kadar yapacağı ateşkesi uzatmasını, devletin de operasyonlarına son verip sağduyulu davranarak akan kanın durması amacıyla acil adımlar atmasını diliyoruz. Artık ölümler görmek, ağır ihlaller görmek istemiyoruz. Bir sonraki yılın ilk altı ayında ihlalsiz bir tablo sunmayı diliyoruz.

Saygılarımızla.

Av. Muharrem ERBEY
İHD Genel Başkan yardımcısı, Diyarbakır Şube Başkanı

Bir cevap yazın